Header

Carlos Tevez

Endüstriyel futbol dünyasında eski usül futbolun en güçlü neferi.Maddi anlamda olmasa da manevi anlamda underrated bir golcüdür.Boynunun kalınlığı ve o geniş vucudu insanı ürküten cinstendir.Boğazında küçüklüğünden kalma kaynar suyun üzerine dökülmesinden dolayı oluşmuş ciddi bir yanık onu daha da korkutucu yapmaktadır.Bu aralar yaptığı açıklamalarıyla gündem de olan yaralı boğa(z).Carlos Alberto Tevez'den bahsediyoruz.



Bu aralar ortalarda gündeme oturmasının altında ki nedenler tartışılan topçu 2-3 yıl daha oynayıp sonra da futbolu Arjantin'de bırakmayı ağzından düşürmüyor.Söylediklerine bakılırsa Dünya Kupasında Almanya karşısında aldıkları mağlubiyet adama çok koymuş. "Futboldan
eskisi kadar keyif almıyorum,keyif almadan oynamak zor"diyor.Sıla
hasreti çektiğini de İngilizce'yi senelerdir İngiltere de olmasına rağmen hala öğrenemediğini kızının ondan daha çok İngilizce konuşabildiğini de söylüyor.Ayrıca "homesick" nedeniyle Manchester City'den ayrılmak istediğini söylemesi üzerine tüm City taraftarlarını hüzne gark etmiş özel ve güzel futbolcu.Tüm bunların altında bulunan etkenlerinden biri de Mourinhou kılıklı Roberto Mancini ile arasının bozuk olması deniliyor.Mancini...O ayrı konu.Zaten sevmem kendisini.Tevez kalitesinde amc/fc tarzında bir futbolcu bulmak çok zorken Mancini kendi seviyesinde menejerlerin piyasada olduğundan bihaber afralar tafralar yapıp ayak üstüne ayak atıp maç izlemelerle sağa sola hava atan birisi.Kredisi az kalmış ya karizma derdinde.Zaten City yönetimi de kendisini yakın zaman da kapının önüne bırakabilir zira Abromovich'in Chelsea'si de zamanında transfer yapa yapa boldan öze dönmüş Jose Mourinhou'yla takım olmuşlardı.Ama  o zaman Jose vardı Chelsea'nin başında.City başında bulunan Mancini için aynı şey söylenemez.Mancini'nin elinde imkan tesis kadro olmasına rağmen City için yetersiz.Neyse deyip bu konu burda duradursun asıl konumuz olan Tevez'in durumuyla ilgili bir kaç şey daha yazmaya başlayalım.Tevez demiştik yaptığı açıklamalar demiştik şöyle bir geri gidip ManU'dan ayrılıp City'e transferi gerçekleştiği günün akabinde söylediği demeçler yaralı boğa(z);

Manu'da oynadığım 2 yıl boyunca Ferguson beni ne aradı ne de mesaj attı. Benimle sadece bir kez, Roma ile oynanan bir maçın ertesinde Arjantin adına oynamamla ilgili bir durumu tartışmak için konuştu. Bu kulüpte 2 yıl geçirmiş bir oyuncuya böyle davranılmaz. Aramızda herhangi bir iletişim yok gibiydi."
Bu açıklamaya karşılık, Tevez'in daha önce yaptığı röportajlardan alınan bölümleri okuyalım.


2 Nisan 2009
"Man Utd'a geldiğim andan itibaren Ferguson bana büyük bir saygıyla davrandı. Bence onun en önemli özelliği herkese eşit davranması. Milyonlarca dolarlık bir oyuncu ve ya takıma yeni katılmış bir genç oyuncu olmanız farketmez. Ferguson, bana Boca Juniors'daki hocam Carlos Bianchi'yi hatırlatıyor. Her ikisi de oyunculara nasıl davranmaları gerektiğini biliyor ve her ikisinin de kariyerim üzerinde büyük etkisi oldu."

4 Ocak 2009
"Henüz Man Utd ile görüşmelere başlamadık ama hem Alex Ferguson kalmamı istiyor; hem de ben burada kalmak istiyorum. Sözleşmem bu sezon sonu bitiyor ve o zaman kulüpte oturup bu konuyu konuşacağız. Şu an için bu görüşmeleri yapmanın bir anlamı yok. Ferguson ile harika bir ilişkim var ve bunun gelecekte de devam etmesini istiyorum."

16 Aralık 2008
"Tüm takım arkadaşlarım ve teknik ekip bana büyük saygı gösteriyor."

Pes yani..! Oğlum yawrum bu ne lan? Tamam yukarda ilk paragrafta sana türünün nadir örneklerindensin dedik futboluna laf yok ama ne gereği var kişiliğini para için satmanın paragöz olmanın.Şimdi kalkıp sağa sola edebiyat parçalayıp demeç verme Allaaanı seversen.Bu son maçlar da performansını görüyoruz açık seçik yüzde yüzlük golleri kaçırıyorsun yetmediği gibi üstüne panaltıları aut'a atıyorsun.Sonra da aynı maçta kıçını yırtarcasına  sahada kurukalabalık yapıp mücadele veriyorum ben edasında yaralı boğalar gibi koşuyorsun.Ne gereği var.Aslında bunun altında ne olduğunu tahmin etmek zor değil.Şöyle olabilir mi? Ben babam gile gidiyorum havası yaratıp haftalığına zam isteme olabilir mi? Zaten daha daha önceki demeçlerinde neyi ne için söylediğin ortadaydı.Neyi  ne için dedim de evrime hala inanmayanlar için şu gelsin (: Evrim teorisini güçlendiren adamımız ayrıca ağır götçüdür 

Fotoğraflar işin sulu tarafı olsa da gerçekten yukarda yazdığım endüstrileşen futbol dünyasında büyük topçuların para için farklı farklı hallere düştüğü yalancı olabildikleri görülebiliyor.Tevez son zamanlarda futbolunun dışında çok konuşuyor.Aslında buna benzer açıklamaları yapan sadece Tevez değil.Cristiano Ronaldo kendisini köleye benzetti. Adebayor, taraftarın kendisini istemediği zırvalığını ortaya attı vs..vs.. Bu adamlar 1000 takla atıp yalan söyleyeceğine çıkıp "kim daha iyi kontrat verirse orada oynayacağım" deseler doğru olmaz mı? Bu hallerinden daha mı antipatik gözükürler? "Paragöz" olmak yerine "Yalancı" olmak.Mu'Tevez'i olmak zor mu?

Bu arada Tevez için söylemeden edemeyeceğim ; kendisi street fighter'dan blanka 'nın amcasının oğludur.

Bırak Allahnı seversen (:

Ruslara göre Türkiye'de yaşamanın nedenleri buyrun okuyun.

1) Duvarlarında küfürlü yazılar yok.
2) Yılın 340 günü güneşli.
3) Kış olmadığı için her sene kışlık elbise ve ayakkabı almaya gerek yok.
4) Dört yanı sıcak denizlerle çevrili.
5) Her zaman taze sebze ve meyve var.
6) Rusya'daki külüstür daireyi satıp Antalya'da 100 metrekarelik ev almak mümkün.
7) Asık yüzlü Rus turistler dışında, insanları güler yüzlü ve nazik.
8) İnsanı bezdiren evsizler, yoksullar ve çingeneler yok.
9) Çalılıklar arasından alkolikler ve uyuşturucu kullananlar çıkmıyor. Evlerin girişi temiz.
10) Uyuşturucu kullananlarla satanları hapse atıyorlar.
11) Komünistlerle faşistler elde bayrak dolaşmıyor.
12) Pencereden bakınca deniz ve dağlar görülüyor, elinde gamalı haç olan dazlak gençler değil.
13) Votka değil, lale ülkesi.
14) Kurallara uymayan sirenli Mercedesler yok.
15) Doğaüstü yetenekli olduğunu iddia edenler yok.
16) Nüfus sorununu Çinliler ve Özbeklerle çözmüyorlar.
17) Sarhoş sürücüleri hapse atıp ehliyetine el koyuyorlar.
18) Suç oranı her yıl iki kat artmıyor.
19) Üniversiteye evlenmek ya da askerden kaçmak için değil, topluma faydalı bir meslek edinmek için gidiyorlar.
20) Doktorlarla öğretmenlere saygı duyuyorlar.
21) Ekranda beş dakikada bir kepek şampuanı ve kanatlı kadın bağı reklamı yok.
22) Yol sorana küfür etmiyorlar.
23) Sözde emeklilik reformu yok.
24) Valiler ve belediye başkanları insanları öldürmüyor, rüşvet almıyor.
25) Kadınlar erkeklerden tembel ve ayyaş diye söz etmiyor.
26) Erkekler yukarıdaki sıfatları hak etmek için uğraşmıyor.
27) Vatandaşlar yasalar önünde eşit. Polis felsefe profesörünün cebindeki parayı almıyor.
28) Çocuklara yarı tanrı gibi davranıyorlar.
29) Seri katiller yok.
30) Nehirler mikrop yuvası değil.
31) Patika değil, gerçek yollar var.
32) Domuz yemiyorlar.
33) AIDS'li ve veremli sayısı Afrika'dakinden çok değil.
34) Sokakları güvenli, üç kuruş için adam kesmiyorlar.
35) Ticarette rakipler birbirlerini öldürtmüyor.
36) Hakkını aramak için haydutlara gitmek gerekmiyor.
37) En önemlisi, başka bir Tanrıya inansalar da Türkiye'de iman var.''

Bu tarz durumlarda ya dalga geçildiğini sanarız ya da metheden insanı yalancı ilan ederiz; aksi olmaz.
Çünkü nedense bizden bi b.k olmayacağına fazlasıyla inandırmışızdır kendimizi..
Artık kompleks mi desem, yabancı olan herşeye aşırı sevgi beslememizden dolayı mı desem bilemedim. Ama var böyle birşey ve bu haberi okuyunca aklıma ilk o geldi.
Haberde de dendiği gibi; büyük ihtimalle aslında kendi ülkesini eleştirme amacı güden bir Rus tarafından yazılmış gibi duruyor.
Bir çok neden, ''hadi canım!'' dedirtse de, bazıları Rusya ile Türkiye'yi karşılaştırdığınız zaman ''aaaa evet doğru!'' dedirtmiyor değil.
Bir kaçını mercek altına alalım mesela:

1) Duvarlarında küfürlü yazılar yok. (Şimdi bu doğru bak. Duvarlarımızda ''Nuri Alço'', ''Sebebimsin'', ''Seni çok seviyorum Ayşe'' ''Cansu & Ferhat'' türevi yazılar oluyor genelde! Şu güne kadar küfre rastlamadım)
2) Yılın 340 günü güneşli. (Küresel ısınma böyle devam ederse yılın 365 gün 6 saati güneşli olacak, söylüyorum burdan!)
4) Dört yanı sıcak denizlerle çevrili. (İşte bu yanlış.. 3 tarafı çevrili ama Ruslarda bırakın 3'ü sıcak denizin s'si olmadığı için adamlar Türkiye'ye tatile geldiklerinde sevinçten akıllarını kaybediyorlar galiba! Heryer deniz zannediyorlar gariplerim. Bırakın öyle bilsinler...)
8) İnsanı bezdiren evsizler, yoksullar ve çingeneler yok. (''Hadi canıııım!'' buna denir işte! Bariz abartma var komiser bey!)
10) Uyuşturucu kullananlarla satanları hapse atıyorlar. (Doğrusu da bu değil mi zaten? Rusya'da atmıyorlarsa vay o ülkenin haline o zaman..)
13) Votka değil, lale ülkesi. (aah ah.. Hollandalılar bizden önce sahiplendi laleyi ama demek ki ruslar bu tarihsel gerçeği biliyorlarmış.. Efferim! Yalnız ''Votka değil, rakı ülkesi'' deselermiş daha doğru olurmuş. Anlarsınız ya!)
15) Doğaüstü yetenekli olduğunu iddia edenler yok. (Ahahahaha işte ben buna gülüyorum ya! Neler neler var bizde bir bilseniz dudağınız uçuklar!)
16) Nüfus sorununu Çinliler ve Özbeklerle çözmüyorlar. (Coğrafi konumumuz ona müsait değil. Olsa onu da yapardık ama!)
19) Üniversiteye evlenmek ya da askerden kaçmak için değil, topluma faydalı bir meslek edinmek için gidiyorlar. (Yuh! Kuyruklu, hatta damperli yalan! Kaç kişi biliyorum sırf askerliği erteletmek için harıl harıl ÖSS'ye çalışan.. Bana bunlarla gelmeyin!)
25) Kadınlar erkeklerden tembel ve ayyaş diye söz etmiyor. (Evet, bizim erkeklerimiz -ayıptır söylemesi- azcık abazan! O konuda şikayetçiyiz biraz!)
32) Domuz yemiyorlar. (Aha bir doğru daha..)
34) Sokakları güvenli, üç kuruş için adam kesmiyorlar. (Pardon; siz Türkiye'den mi bahsediyorsunuz yoksa benim yaşadığım ülke Türkiye değil de ben mi bilmiyorum?! ''Sallama Ziyaa!''

İşin özü şu aslında:
Her ülkenin eksileri, artıları vardır ve o ülkenin vatandaşları hep olumsuzluklardan şikayet ederler. Düzeltmek için hiç bir şey yapmazlar ama; sadece şikayet ederler ve başka ülkelerin olumlu özellikleriyle kendi ülkelerinin olumsuz yanlarını karşılaştırır; oraya çıkan sonuç üzerine ''ne rezil bi ülkede yaşıyoruz aha bakın bakın!'' tadında yorumlar yaparlar..
Sözkonusu haber de buna en güzel örneklerden biri bence..

İnsanoğlu ilginç gerçekten.. Durmadan şikayet etmek ama çözüm için kılını bile kıpırdatmamak da yine O'na özgü ilginçliklerden biri; acı ama gerçek..

Bu arada 2010 yılının son saatlerinde yazdığım şu yazı aracılığıyla herkesin yeni yılını kutlar yeni yılın herkese başarı getirmesi temenni ederim..

Arda'yı nasıl bilirdik?

Arda Turan; Son dönemde Türkiye sınırları içinde yetişen, daha doğrusu bu kadar kısıtlı bir alt yapı düzeninde “yetişebilen” en yetenekli futbolcudur.Ayrıca kendisinin türk futbol tarihindeki “en iyi genç futbolcu” olduğu konusunda da ısrarcıyım.Bu, şu demek: Türkiye'de Sergen Yalçın da dahil, genç yaşta bu kadar sorumluluk alan ya da formasını giydiği takımın kimyası gereği “bu kadar sorumluluk almak zorunda kalan” başka bir futbolcu yok.Unutmayalım ki; Galatasaray'da attı mı mangalda kül bırakmayan, kendisini Pirlo zanneden Ayhan Akman gibi “yıldızcıklar”, maçlarda oyunun sıkıştığı bölümlerde, hem de daha 19 yaşındayken sahada Arda'yı arıyorlardı. Ama  (büyük bir ama...)

Arda'nın kimse tarafından bir kez daha anlatılmak zorunda olmayan yeteneğini taçlandırma durumundan uzaklaşıp, direksiyonu malum ve en taze “muhabbete” kıralım.
Tamam Türkiye'de protesto kültürünün olmadığını biliyoruz. (Murathan Mungan'ın “bu ülkede her şey olursunuz ama rezil olamazsınız” sözünden yola çıkarak, ülkede en rezil adamların bile şöyle taşşaklı bir protestoya maruz kalmadığına defalarca tanıklık ettik.) Zaten Arda da, mevcut Galatasaray kadrosunda Sabri Sarıoğlu ile birlikte en son ıslıklanacak adam olarak görülmektedir. ama bu, “Arda protesto edilmez” anlamına gelmez.Başta belirttiğimiz gibi Arda'nın yeteneklerini tartışmak, Kim Kardashian'a “kuru götlü” demekle eşdeğer ölçüde salaklıktır, körlüktür. Bunun yanısıra Arda'nın meşhur sinema kapatma hikayesinden ve Sinem Kobal ile ilişkisinden yola çıkarsak da; Türkiye'nin en popüler gencinin evde oturup 31 çekmesini beklemek de öküzlüktür.Yapmasa ayıp zaten.Ancak taraftarın kızdığı nokta; Arda'nın Selena ile takılması değil, bu ilişkiye başladıktan sonra Hades'e dönüşmesidir. Bu ilişkiye adım attığı günden beri zaten top oynamayan çocuk, bir de üstüne kim ne derse desin tüm sempatikliğini kaybetti. “ama milli maçın heyecanı başkadır be selocan” diye titreyen çocuk, antipatiklikte çok güzel hareketler bunlar'daki Eser ile yarışır hale geldi.Bunlar işin “dışarı” kısmı.

Geriye dönüp bir de saha içine bakalım....

Fenerbahçeli Selçuk Şahin'in bile 2 Galatasaray ve 1 Beşiktaş derbisini takımına kazandırdığı bir futbol ortamında, Arda'nın henüz bir Fenerbahçe zaferinin mimarı olmaması onun gayet de doğal olarak eleştirilmesini gerektirir bence.Belki de bu çok basit bir eleştiri ama bir Galatasaray taraftarı olarak Arda'dan “Fener'in anasını sik” temennisini hayata dönüştürmesini beklemenin yanında malum takımın başkanının  Galatasaray kaptanına Ulan Arda diye hitap etmesine karşılık olarak Arda'nın o başkan'a karşılığında "ne sandın yarraam?" cevabı gelse Ardaa'nın Galatasaraylılığına katacağı katkı öyle böyle olmayacaktı.Neyse ki bizim Arda onu da demedi.

“gol sevincinde taraftara koşmayalım” diye trip yapıp, aynı şeyi kaybedilen derbi gecesi “pompacıda mesai yapan” jo'ya atabildi mi? Hayır..


Yakın zamanda ki abisini Emre Beleşoğlunu taklit edercesine Gençler maçında soyunma odasının önünde durup gelenlerin sırtını sıvazlaya sıvazlaya teselli etmesi kaptanlığın şanından hareketleri hiçte Ulan denilecek dereceye gelen bir kaptandan beklenmeyecek hareketlerdi ki zaten benim başımda kendisine Ulan'ı yakıştıracak kadar bir kaptan olsa o sıvazlamaları bana yapsa  ne olur yapmasa ne olurdu.Ki saolsunlar benim yerime ordangeçen topçular yüzlerinden de anlaşacağı şekilde benim yerime demiştir.

Mesele Arda'nın sinema kapatması değil yada satılmış abilerini örnek alması değil birisinin ona Ulan demesi de değil asıl mesele ülkemizin bu gelişemeyen spor dünyasının yarattığı son ürün iken kişiliğini yeteneği kadar geliştiremediğinden, buna fırsat verilmediğinden dolayı son sürat cepten yemeye devam ediyor olması...

Futbolda para..


Futbol kitleleri peşinden sürükleyen bir oyun...Peki kim bu kitle? Bir dünya kupası maçı sırasında dünyada 2 milyar insanın izlediği konuşuluyor. Bu kadar insanın içinde olduğu bir olguyu basitçe açıklamak elbette zor, üstüne sayısız kitaplar kaleme alınan bir konu futbol. Bugün Başbakan ile Cumhurbaşkanı'nın sohbetinde de, mahalle arasındaki esnafın arasında da futbol muhabbeti bir şekilde geçiyor. Futbol bu denli sevilen bir oyun olduğundan mütevellit dünyada bir çok major kulüp meydana gelmiştir. Tarih boyunca bu takımların oynadığı gazozuna maçlar bile ilgiyle takip edilmiştir.Real Madrid, Barcelona, Valencia, Sevilla, Arsenal, Manchester United, Chelsea, Liverpool, Milan, Inter, Juventus, Bayern Münih gibi takımlar (son yıllarda istisnalar olsa da) şampiyonlar liginde minimum çeyrek final oynarlar. Bu direkt olarak 15 milyon euro'dan fazla bir paranın bu kulüplerin kasasına girmesi demek. Sözün özü para yani finansal güç artık futbolun olmazsa olmazı. Finansal açıdan ne kadar güçlüyseniz o kadar çok konuşulur ve başarılı olursunuz.

Büyük kulüplerin hiçbirisi kurulduğu yıllarda böylesine güçlü bütçelerle kurulmadı.Ancak onlarda futbolun endüstri haline dönmesini ve futbolda söz sahibi olmanın birinci koşulunun finansal güç olduğunu anladı ve gelirlerini arttırma yoluna gitti. Forma satışları,reklam gelirleri,taraftar mağazaları vb. binlerce gelir getirici yöntem ile kocaman birer şirket haline geldi bile futbol kulüpleri.

Ancak paradoks işte bu noktada ortaya çıkıyor. Taraftar gönülden oynayan futbolcu istiyor para için değil forma aşkı için oynasın istiyor oyuncusu. Takım ruhu son derece yüksek olan örneklerden Liverpool'a bakıyoruz bir anket yapılsa forma aşkı için oynayan oyuncular diye ilk 3'te olur Torres oysa ki bedeli 20 milyon euro ve karın tokluğuna oynamıyor. Üstelik bu tip sembol oyuncular takımlarda en yüksek ücreti alan oyuncular. Real Madrid, Barcelona, Manchester United dünyanın en zengin kulüpleri arasındadır.Bu durum onlara dünyanın en iyi oyuncularını alma fırsatı sunmuştur.Ligimizde de 3 büyük kulübümüz ligin en zengin takımları her ne kadar Fenerbahçe bütçe olarak diğer kulüplerden bir adım önde olsa da üç aşağı beş yukarı durum aynı.

Bu kulüplerden herhangi birisinin bütçe olarak küçük bir takıma yenilmesi,elenmesi futbolun güzel tesadüfleri yerine neden daima bütçe ile açıklanmaya çalışılır.Real Madrid kupada Alcorcon gibi bir takıma elenir elbette sansasyonel bir haberdir ancak neden para ile saadet olmaz diye açıklanmaya çalışılır bu durum. Bizim medyamızda daha sık gündeme gelir üstelik bu durum. Fenerbahçe,Galatasaray yada Beşiktaş kupada yada ligde nispeten düşük kalibreli ve bütçeli bir takıma elenir bu durum futbolun güzel tesadüfleri yerine yine parayla saadet olmaz teoremi ile açıklanmaya çalışılır.Ne büyük yanılgıdır oysa bu durum. Bu kulüpler büyük bütçeleri olduğu için büyük kulüptür. Düşük kalibreli takımlar bu takımları yener yada elerse bu yüzden olay olur. Pendik,İnegöl,Erzurum efsaneleri niye diyor insan. Real Madrid tüm zamanlarda dünyanın en zengin takımlarından biri oldu 1993 yılından beri kupada yüzü gülmeyen bu takımın son iki yıl elendiği takımlar Real Union ve Alcorcon.

Futbolda bu para, başarı paradoksu bir gariptir vesselam ülkemizde daha gariptir.C.Ronaldo'nun yüksek bonservisi nedeniyle Ronaldo'ya düşman olan Messi cici Ronaldo kaka diyen böyle düşünen kimseler Messi'nin yılda aldığı ücretten yada bonservisinden bihaber olsa gerek.Messi'ler, Ronaldo'lar, Kaka'lar ciciler parayla alınıyor finansal güçle. Premier ligde örneği çokça görülen bir durum; 10 sene önceki Chelsea ile bugünkü Chelsea arasındaki farkta bunun en güzel kanıtı değil mi? Bu yüzdendir ki sahte forma alma sahte taraftar olma diyen sese kulak verir gerçek taraftar kulübüne para kazandırmak için. Para kazanan finansal anlamda güçlü olan kulüpler forma için oynayan büyük oyuncuları almayı da biliyor. Başarı için tek yol elbette para yani finansal güç değil ancak Futbolda başarı için finansal güç yani para şarttır. Futbolda para=başarıdır paradoks değildir.

Aslan Yürekli Angelina Jolie

Angelina Jolie Pakistan da...

Top Benim Kimseyi Oynatmıyorum

3 doğru pas % 90 goldür.

Hayata bir anlam, bir mana katmak adına, bizim icin değerli, kıymetli, bizi derinden etkileyen olgulara benzeten biz değilmiyiz? Elbette ki biziz.Mesela hayatta oyunun kontrolu elinizdeyken kocaman bir gol yiyebilceğinizi ,  ona gol atmak için çok kötü bir zeminde muhteşem bir baskı yakalayabilmişken yapılan atakların bazen sonuç vermediğini daha sonra maçın 90 dakika olduğunu düşünüp topun herseye ragmen yuvarlak olduğunu adaleti barındırmadığını bazen sonuç verdiğinde ise topa Allah ne verdiyse vurup naif ama çoşkulu bir şekilde "aha da taktım 90' a" deyip sevinci yaşamak için seyircilere koşmanın anlamının paha biçilemez olduğunu  anımsatan  maçın son dakikalarında  galipken takım oyunu olduğunu anlatan bir benzetmedir diyebiliriz hayat için . Ya da başka bir açıdan  bakıldığı zaman insanoğlunda bazen tutarsız ve saldırgan davranış teamulleri oluşturduğu anlarda kan ter içinde saatlerce kovaladığın futbol topunu, "skerim beaah"  diyip çakma anının egonu tatmin etmeyip aslında kendine sorduğun bunun seni  mutlu etti mi etmezdi mi sorusuna verdiğin "etmedi uolaaan ", cevabının  sonrasında gelişen manyaklık psilolojisinin getirdiği , yine kovalayasın hallerinin sonucunda oluşan reflekslerin temelinde işin çığrından çıkmış olması , onu bi daha geçirdin mi eline kafa atacaksındır temizinden düşünceleriyle devam eden  , anlık mutluluklar yaşayıp ömrünü sahalarda komik şortlarla gezinip heba edeceğin başka bir  benzetme de olabiilir demek istediğim olgu.

Başka bir açıdan bakıldığı zaman da onun  peşinden koşmak için takip ettiğimiz meşin yuvarlğın bize neden sadece tek toptan oluşuyor ? Daha rahat çakmak adına , neden aynı anda 5-10 tane top olmuyormuş  ? sorularını sordurtan serzenişlerini de akla getirmiyor değil.Eee 5-10 top yoksa o halde  isyan edip "böyle devam ederse sonraki hayatıma paf takımla çıkıcam şerefsizim!" gibi cümlelerinide beraberinde getiriyor.Bu isyanlarla serzenişler burda dura dursun , önemli olan soruyu sormak lazım
Futbol sadece futbolmüdür ? Yoksa " futbolun futbolla ilgisi sadece 90 dakika mıdır? O 90 dakikayı canlı izlemek için para verirsiniz ; evinizde izlemek için ot-kök alır, para harcarsınız; reklamlarda futbolla ilgili öğeler kullanılır, ilginizi çeker, alışveriş yaparsınız; tvlerde futbol programları izler, reyting yoluyla para kazandırırsınız; sponsor kuruluşlar 'futbol'a destek verir, size markalarını ezberletir, para harcarsınız; devlet ağzınıza bir parça bal çalar, bahis oynatır, para harcarsınız..." gibi gelişen zincirleme olayları mıdır ? Ya da Türkiye'de standartların dışında ortaya konan bir mücadelenin başlığımıdır bu? Çünkü burada futbol önce bir oyun değil bir çekişmedir. Başka yerlerde "football game, joga bonito olan" şey Türkiye'de tarafların çekişmesi olabilir mi? Hatta bu çekişme bir savaşa bile döndüğü anlarda var mıdır? Simon Kuper'in football against the enemy'sinin, futbol asla sadece futbol değildir olarak çevrilmesi tam da en doğru halini bulmuş galiba.Başka biri de ; "Yıl 2005... Galatasaray'ın başında bulunan kulüp tarihinin en önemli 5 futbolcusundan Gheorghe Hagi, o dönem yönetimin başında bulunan Özhan Canaydın ve Ergun Gürsoy ikilisinin ayak oyunlarıyla (tribünler ve medya da kullanılarak) son derece onur kırıcı bir biçimde görevi bırakmaya zorlanıyor. Yıl 2010... Türkiye futbol tarihinin gelmiş geçmiş en sevilen 5 yabancısından biri olan "adamlık timsali" Harry Kewell sakatlandı diye gönderilmeye çalışılıyor."demesi Kuper'in söylemini destekliyor.Hayatında bir defa olsun; Galatasaray-Fenerbahçe, Glasgow Rangers-Glasgow Celtic, Liverpool-Everton, Real Madrid-Barcelona, Lazio-Roma, Boca Juniors-River Plate maçı izleyen herkesin doğruluğunu kabulleneceği kelimeler bütünün somut halide olabilir Kuper'in önermesi.Felsefe okumuş futbolcu repliği ikisinde de offside var olan , ikisinde de oyundan atilma olan, ikisinde hep sadece bi taraf sevinen  ikisinde de en popüler olan şey top maddenin  Futbol sadece futbol değildir tanımına uydurduğumuz cümlesi de diyebiliriz.(Haberturk tv spor spikeri Simge Fıstıkoğlu tarafından her bülten sonunda veda cümlesi olarak da soyleniyor)

Anlaşılan futbol ve hayat  benziyor.İkisini kaynaştırsak kime ne..! Başta ve arada benzetmelerle başlamışken bir benzetme de kaynaştırmak üzerinden  vereyim ; futbolu (hayatı) bir taktik ve mucadele ile saglam bir teknik adama (sen),  sağlam kadroyu (çevren), sağlam oyun kurgusunu (koşullar), birleştirip rakibini tanıma ve sağlam takım anlayışı ile başarıya ulaşmak zor değil .Tabii ki her zaman amator ruh korunarak profesyonelce hareket edilerek " işte bizim yonetim anlayısımız da bu" deyip hayatla olan  her toplantıyı futbol takımı tadında yaşamakla beraber maça başlarken  hedeflerimizi şu tip söylemlerle ; "defansımız sağlam olmalı her zaman ama asıl ağırlığı hucuma vermeliyiz, rakip kalede golleri görebilmemiz icin. x sen santrforsun, havayı iyi koklayıp sağ ve sol bekten gelen pasları iyi değerlendireceksin. Y sen sağ açıksın, Z sen ise sol açıksın, iyi pas gol getirir unutma.Q ve W stopersiniz her zaman oldugu gibi. N sen de santrforsun, M libero olmayı hakettin artik göreyim seni, X ve N ile iletişiminizi kuvvetlendirin, M'nin ayağının kalktığı sırada ne yapacağını kavrayıp ona gore pozisyon alacaksiniz anlaşıldı mı? Orta saha... evet 4 4 2 ile çıkacağız , uyanık olun zorlu bir maç olacak "zenginlestirirsek  kötü durmaz heralde .Yeri geldiği zaman kalede Mondragon ,  defansta Bülent Korkmaz orta saha da Gattuso , çiftli forvet de Zlatan gibi güçlü fantastik , Tanju Çolak gibi de fırsatçı olmak bize gol attırır sevindirir.Bu açıdan bakıldığı zaman pek mantıklı görünmesede en azından ciddi olan hayatın her anına yüklediğimiz bu rollerin bize  keyif katacağı şüphesiz  Hedef başarı eğrisi ortaya çıkartılırsa  hayatı futbola benzetip, futbol tadında yaşayabilir insan, yeter ki neyi, nereye, nasil koyacagini bilsin...

Son olarak futbolun sadece futboldan ibaret olmadığı gerçeğinden yola çıkarak hayatı futbola; futbolda  da 3 doğru pasın % 90 gol olacağından eminsek hadi yanıldık olmadı diyelim olmadıktan sonrada "kardeşim ya oynarım ya bozarım  top benim değil mi kimseyi oynatmıyorum" demek tamamen sizin kontrolünüzde.Tekrar baştan başlamak zor da olsa...


Jose Mourinhou Real'in Almanları için



“Sosyal hayatları sıfır. Mesut Khedira ile Khedira Mesut ile yaşıyor. Takım genç, dost ve rahat olmasına rağmen henüz kaynaşamadılar. İngilizce bile konuşamıyorlar. İspanyolca’dan çok az daha iyi… Sabır. Onlara zaman vermemiz lazım.”  demiş..