Fransız matematikçi Blaise Pascal, Tanrı’nın varlığına dair olasılıklar ne kadar az olursa olsun, yanlış tahminde bulunmanın daha da büyük asimetriye sahip bir cezaya sebep olacağını öngörmüştür. “Tanrı’ya inansan iyi olur, çünkü eğer haklıysan ebedi mutluluk seni bekliyor; ancak hatalıysan zaten bir şey fark etmeyecek.Diğer taraftan eğer Tanrı’nın var olmadığına inanıyorsan ve hatalıysan o zaman ebedi azap seni bekliyor, ancak haklıysan zaten bir şey farketmeyecek”. dedikten sonra söylediğini kanıtlama adına "pascal'ın kumar'ı" denen Tanrı'ya inancı taklit etmeye yarayabilen bir argümanda bulunmuştur.Aslında içinde çelişkilerinin olduğunu sandığım bir formül de olsa Pascal'ın kumarıyla yazdığım girişle attığım başlık arasında ilişki, yazacağım şeylerle ilgili çok tartışılan bir konuya(Süper ligimizin ya da herhangi bir malın Marka değeri) matematiksel açıdan formülize ederek kanıtlamaya çalışacağımla ilişkili bir örnek.Matematik ile aram çok iyi olmasada iddianın geçerliğini formüle edip kanıtlanması o iddianın çürütülmeyene kadar gerçekliğini sürdürmesini emreder..!
Şimdi ;
Marka değeri ; Müşteri ihtiyaçları tanımlanarak, ölçülerek memnun müşteriler yaratmak için, elde edilen bilginin faaliyete dönük nesneler olarak da yorumlanmasıyla tanımlanabilir. Müşteriler değer algılarını kendi ihtiyaçlarına, seçim, davranış ve karakterlerine göre markanın ürünlerini hizmetlerini rakiplerle karşılaştırıp, hissederek geliştirmektedirler.Yani bugün bugün bir markayı satın almaya kalkarsam, üç aşağı beş yukarı bir fiyat veririm.
Formüle edersek ; değer = ne aldığınız / ne ödediğiniz(zaman, para,duygular).
Marka ederi : Kısacası yukardaki söz konusu markanın bugünkü finansal değeridir.Marka ederinde önemli olan iki unsur şunlardır ; "Pazar bazlı marka ederi" (market based brand equity), ikincisine de "Müşteri bazlı marka ederi" (customer based brand equity).
Pazar bazlı marka ederi markanın o anda içinde bulunduğu sektörlerin değerliliğini ya da değersizliğini, ya da gelecekte bu sektörle ilgili olabilecek değer beklentilerini ve bu değişimlerin markayı ne ölçüde etkileyeceğini içerir.Örneğin ; Şu an bir evin marka değeri yüksek olmayabilir, ancak mortgage yasasının çıkması ile dolayısıyla önümüzdeki 5 sene içerisinde bu sektörde büyük gelişmelerin olacağını ve bunların da markayı olumlu yönde etkileyeceğini bekliyorsak, marka ederi otomatikman daha fazla olacaktır.
İkinci ve daha önemlisi ise, Müşteri bazlı marka ederi'dir.Bunu çok basit bir şekilde şöyle tanımlayabiliriz: Tüketicinin benzer özellikleri olan iki üründen birini seçerken, daha iyi olduğunu inandığı marka için ödediği fiyat fazlası.Örneğin ben tatları benzer olmasına rağmen, coca colanın litresine 1,5 ytl, pepsi'ye ise 1 ytl veriyorsam, aradaki 50 kuruş coca-colanın müşteri bazlı marka ederidir.(Not:İkisinin tadı farklı diyene gelin bir blind test yapalım da gör bakalım ayırt edebiliyor musun).Marka ederi ingilizcedeki brand equity'yi karşılar.Buna mukabil, marka değeri ise brand value kavramının karşılığıdır. Temelde birbirine benzer görünen, aslında aralarında dağlar kadar fark olan kavramlardır.Bu kadar tanımlamadan sonra gelelim asıl konumuza
Yani bunun anlamı aldığınız ürüne 150 katı fazla para vererek o ürünü almışsınızdır.Formülde sıkıntı yok Her şey yerli yerinde.Digitürk zarar edecek ; 2 seneye kadar ihaleyi alan Digitürk'ün zarar edecek olması,ihalenin tekrar edilmesine sebeb olacak.
Messi gibi bir oyuncuyu ücretsiz olarak izlerken, üstüne para verseler izlenmeyecek maçları daha da pahalıya izleyeceğimizin habercisi.Olaya sadece lig maçları yayını olarak bakıldığı zaman da "digi götümüzden kan alacak, herifler zarar etti "gibi yüzeysel çıkarımlarda bulunmak son derece olağandır.Aslında içinde Sabri ,İbrahim Üzülmez , Bilica ve Güiza gibi futbolcularımızın geçtiği pozisyonları görseler yabancılar da para verebilirler mi ligimizi izlemek için? Bu seviyede bir ligin görüntü hakları nasıl bu kadar para ediyor, bu parayı hak edecek bir futbolu nasıl gösterecekler anlamak güç değil .Çok basit Marka değer-eder kavramlarının ne anlama geldiğini bilmeyen bir zihniyet var.Olaya bak, Sabri 'nin ortalarına , İbrahim üzülmez 'in deparlarına, Bilica'nın marmaray tren hattına kadıköy'den tünel kazmasını Güiza'nın kaçırdığı gollere bu zihniyetin suçundan para yetiştiremiyoruz.
Bu fiyat sadece kutu satarak çıkarılacak para değil.Bu da demek oluyor ki artık maçlarda 90 95 dakika reklam göreceğiz.Yani maçtan da fazla.Ne kadar zam yaparsan yap.Yoksa çıkmaz bu para.Kutu satarak kazanamazsın.İşte bu olayda bizim çok sevdiğimiz futbolu başka ürünlerin reklamının yapılması için gerekli bir aktivite haline getirecek.Yani o hafta maç MUTLAKA oynanmalı takımlarımızın hafta içi ülke futbol puanına kazandırabileceği puanların öneminin farkında değil "takımların maçı olsa da olmasa da mutlaka oynanmalı yoksa şık şık kaşarlarından gelen para gelmez" demesi normal olacak zihn-i görkemli beyinli yöneticiler.Burada futbolun oyuncunun hiçbir değeri kalmayacak.Paramı nasıl kurtarırım hesabı yapılacak Zaten kapitalizm bunu gerektiriyor diyebilirsiniz ama unutmamalıyız ki futbol dünyanın her yerinde elit kesimin değil alt tabakanın sporu olmuştur.İşçi sınıfı Liverpool ile eğlenince patronlar fırsat bilip bunu nasıl paraya çevirebileceğim deyip Everton'u kurmuştur.
Tarih : 13.08.2010 aradan 8 ay geçmiş ligler başlamış 3 büyük kulüplerimiz tam olarak hazır olmamış bir hazırlık döneminden geçerek Avrupa arenasında Şampiyonlar ligine topu topu iki takımla gittiğimiz dönemde iki takımdan birinin köy takımı denilen bir takıma yenilerek fire vermiş olması Avrupa Liginde kendisinden Marka ederi ( Marka değeri demiyorum) kat kat kulüpleri zar zor futbolla eleyerek şu an itibariyle yollarına devam etmektedirler.İnanılmaz bir ihaleyle "Marka değeri(!) yükselmiştir" denilen ligimizin o bütçeyle ne kadar kaliteli (!) olduğunu hep beraber görüyoruz diyeceğim demiyorum görmüyoruz çünkü daha Marka değer-eder kavramlarının ne anlama geldiğini bilmeden kaliteli diyorlar.
Bu kadar paranın döndüğü futbol endüstrisinde geçen günlerde haber ajanslarına düşen "Spor Toto Üçüncü Lig takımlarından Zeytinburnuspor, kamp yaparken konakladığı otelde, ücretini ödeyemediği için 48 saattir rehin." Yöneticisinin de "Bu işler düzelene kadar bir takım boykotlar protestolar sürecek. Dün akşam menajerden saat 11.00'de telefon geldi. Ancak hala gelen giden yok. 12.00'ye kadar süre verdik. Bu saate kadar gelmezlerse biz de kendi ölçülerimizle paralar bulacağız, senete imza atacağız bu çocukları buradan çıkartacağız." haberinde futbol kalitemizin seviyesini ne kadar düşük olduğunu da bir kez daha gösteriyor.
Pascalla başladık Pascalla bitirelim yanlış tahminde bulunmanın daha da büyük asimetriye sahip bir cezaya sebep olacağını söylemişti.Gerçekten de öyle.Futbol paranın olmadığı zamanlar daha güzeldi.Büyüklerimizin şahit olduğu maalesef bizim yetişemediğimiz Maradona'lar, Kempes'ler paranın ön plan da olmadığı o dönemlerde daha çok çıkıyordu.Eğer bu kadar paranın döndüğü bir spor olursa biz ve bizden sonraki nesil bir Messi çıksın diye dua ederiz.Eskiden takımlar şampiyonluk kazanırdı.Kupa muhabbeti dönerdi nasıl aldık kupayı denirdi.Şmdi ise x takım şampiyon olarak şu kadar parayı kasasına koydu. Eee bize ne hangi takımın ne kadar para kazandığından..! Biz hala Es-Es'in Türkiye de fırtınalar kopardığı Kocaelispor'un devreyi lider kapattığı Trabzonun şampiyon olduğu, Samsunspor'un yenilmez olduğu Gaziantep'in deplasman olduğu dönemleri istiyoruz.Para futbolun içine bu kadar girdikçe de sanırım bu dediklerimin hepsi hayal olacak.Çünkü İsmail Beşiktaş'tan daha fazla kazanacak.Bilica fener için oynayacak(Oynamasa da olur ) Demek istediğim iyi oyuncular alt takımlarda kalmayacak.Üç büyükler parası neyse verecek oyuncuyu alacak.Diğer takımların hepsi figüran.Pasta ne kadar büyük olursa olsun figüranın görevi sadece yoldan geçen adamı oynamak olduğuna göre.Onlar sürekli küme düşecek.Sürekli değişecek.İhale ve isim hakkını almak kaliteyi getirmiyor Çok uzun bir yazı oldu ama sanırım yararlı olacak bir yazı oldu.

0 yorum:
Yorum Gönder